Cumartesi

1

02.09.2015

İnsanlar iğrenç. İyi niyetinizi, güler yüzlülüğünüzü kullanmayı çok severler. Mutluluğunuzdan pay çıkarmaya bayılırlar. Kendinizi kötü hissettiğinizde, birine ihtiyaç duyduğunuzda ortadan kaybolurlar. Başarılarınızı görmezler bile. Umurlarında olmazsınız. Ufacık bir hata yapın, unutmazlar. Her seferinde yüzünüze hatanızı vurmaktan çekinmez, gocunmazlar. Kendilerine göre masumdurlar, melekten farksızdırlar. Hiç hata yapmazlar. Üzülmeyi hak etmezler hatta. Çünkü kendilerine göre bu evrendeki en mükemmel şeydirler. Bir kusurmuş gibi, bir günahmış gibi, dış görünümü iyi olmayanlardan haz almazlar. Kalplerini kırmak onlar için önemsizdir. Hatta onlar için onur verici bir şeydir. Sadece kendi çıkarlarını gözetir ve onlar için çaba sarfederler. Çünkü, bu dünyada önemli olan tek şey kendileridir. İnsanları tanımadan yargılamayı çok severler. Kendileri mükemmeller ya. İnsanları olmadıkları bişeymiş gibi göstermeye bayılırlar. İlk önce güveninizi kazanır, sonra da arkanızdan bıçaklamayı severler.
İnsanlar iğrenç.

Blogumu takip edin
Yoyolu kalın...


Perşembe

ÖHÖM

Bir kaç olay geri dönmemi sağladı. Aslına bakarsanız bikaç yazımın Google'da ilk 5 sayfaya girdiğini görmek gerçekten göğsümün kabarmasına sebep oldu. Özellikle katil palyaçolarla ilgili olan. Mu ile ilgili yazım 4. Sayfa olarak gösteriliyor. Kısacası I'm backkk..

Pazartesi

ELVEDA

Tüm hevesimi ve mutluluğumu kaçıran arkadaş; sağol. Beni düşünerek yaptın bunu belki. Ama artık burda kalmak istemiyorum. Tüm mutluluklarımın yalan olduğunu öğrendim. Büyük ihtimalle blogu bikaç gün içinde kapatırım.


:/

Bu hayatta en çok korktuğum iki şey var. Biri kaybetme duygusu. Diğeri ise sanırım yalnızlık. Kendi kişiliğimi kaybetmekten korkuyorum. Dostumu kaybetmekten korkuyorum. Değer verdiğim kişileri kaybetmekten korkuyorum. Eğer onlara bir şey olursa tüm suçu kendimde bulurum. En çok da hayallerimi kaybetmekten korkuyorum. Bunları önceden yaşadığımdan dolayı düşünüyorum belki de. Bilmiyorum. Bilemiyorum. Ama emin olmak istiyorum. Her konuda kesin kararlar alabilmek istiyorum. En önemlisi kendime güvenmek istiyorum. Belki o zaman gerçekten mutluluğa ulaşabilirim. Siz ne dersiniz?


DOSTLUK İLİŞKİSİ



Gerçek dostluğun ne olduğunu bilirim. Bu yüzden dostluğumu aşağıdaki gibi yaşarım:
Dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm. Dostuma iyilik etmeyi onun bana iyilik etmesinden daha çok isterim. Dostumun kendine yapacağı her iyilik, bana daha büyük bir iyilik olur.

Onun canı bir yere gitmek istediyse ya da işi gereği gitmesi gerekiyorsa dostumla ayrılık yanımda olmasından daha tatlı gelir. Hem haberleşme olanakları öyle geniş ki, insan gerçekten ayrı düşmüş sayılmaz.

Ben eskiden, dostum bu dünyada, benimleyken ondan ayrılmanın ikimiz içinde çok faydalı olduğunu görmüştüm. Çünkü birbirimizden uzaklaşmakla hayatımızın olanaklarını geliştirmiş oluyorduk. Başka başka yerlerde, o benim için yaşıyor, hayatın tadına varıyordu, ben de onun için. Sanki bir aradaymışız gibi hayattan zevk almaya bakıyorduk. Öyle ki bir aradayken birimizden biri işsiz kalıyordu. O kadar kaynaşmıştık ki! Ayrı ayrı yerlerde olmakla aramızdaki yürek birliği azalacağı yerde, bir kat daha artıyordu.


(Alıntıdır.)

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...


Perşembe

RADYO YAYINI/BROADCAST

Herkese tekrar merhaba! Bir arkadaşımla birlikte internet üstünden bir radyo açtık. Anime opening-endingleri ve uzak doğu ülkelerine özgü müzikler çalıyor. Ben orada dj olarak görev aldım. Bazen girip canlı yayın yapıcam. Sohbetimiz hep açık olacak. Sohbet kısmından animeler hakkında da konuşabileceksiniz. Canlı yayın zamanlarını kendi facebook hesabımdan belirticem. Aynı zamanda bana o facebook hesabından da ulaşabilirsiniz.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Hello again everyone! We opened a radio over the Internet with a friend. Anime soundtracks are playing. There I worked as a DJ. Sometimes I'll go in there and do a live broadcast. Our chat will always be open. You can talk about animes in the chat.

Radyo/Radio:
http://otakuradyo.com/

Facebook hesabım/My facebook account:
https://www.facebook.com/iremgul.hasturk

Blogumu takip edin/follow my blog
yoyolu kalın...
don't be an apple...

Salı

Hİ (AGAİN)

Hi guys! I'm Rose. I am fifteen years old and this is my and my friends blog. I decided to open this blog about a month ago. I went out to make changes to this path. In a short time was a huge mass of followers. I love them so much. I decided to write articles in English. I hope you enjoy my blog.

Follow my blog
and don't be an apple...


Pazartesi

DOSTLUK



Dostluk, zevklerin ve düşüncelerin uymasıdır. Dostluk kişisel çıkar karşısında kurulan bir ilişki değildir. Hiç beklenmedik bir anında kalbine doğan sıcacık bir duygudur dostluk. Sevinçtir, üzüntüdür, anlamaktır, hatırlanmaktır, sonsuza kadar olan arkadaşlıktır. Dostluklarda zamanın önemi olmamalı, başın ne zaman sıkışırsa sıkışsın, koşabilmeli, kapısını çaldığında gözlerindeki o bakışı anlayabilmeli. İhtiyaç duyduğunda omuzlarına yaslanabilmeli, kardeş olabilmeyi yazmalı düşüncelerine insan. En gizli sırrını bile verebilmeli, övüldüğünde değil, yuhalandığında durup koluna girebilmeli. Sana senden çok güvenen bir sırdaş olmalı. Göz bebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Dostluklar hiçbir menfaate dayanılmadan sadece bir sevgi üzerine kurulursa daha kalıcı olur. Aksitakdirde elimize aldığımız kum taneleri gibi parmaklarımızın arasından farkında olmadan kayıp giderler...
(Hayatımda edindiğim iki gerçekdost için.... İlayda ve Çağla-öağlağmm-)

Blogumu takip edin
yoyolu kalın

BİRLEŞİK KRALLIK VE 1K 1!1!!1!1!!1!!!1!

Oha oha ohaaaa o.o
Nasıl yapıyosunuz bunu?
Biri kod falan mı basıyo o.o
İngiltere'ye kadar nasıl ben bu kadar gittim??
Sanırım ingilizce yazılar da yazmam gerekicek .s
Sizleri çooooooook seviyorum.
Ayrıca 1K yı geçtiğimizi de bildirmek istiyorum 1175 görüntülenme oldu QuQ
Fazla uzatmıyim börekler soğumadan ben kaçıyım

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...


NEDEN?

Söylesenize yaşamak yerine neden gidip hep aynı monoton şekilde ilerleyen, aynı konulara sahip boktan dizileri izliyosunuz?
Neden sadece konusu "aşk" olan şarkı türünü-pop u dinliyorsunuz?
Neden yaşınıza uygun davranıp iyi birer insan olmuyorsunuz?
Neden hep düşünmeden hareket edip konuşuyorsunuz?
Neden sadece kendi keyfinizi düşünüp hareket ediyorsunuz?
Neden olgunlaşmıyorsunuz?..

Blogumu takip edin
yoyolu kakın..


Pazar

10 Adet Bilgi ^^

1-Dünya nüfusunun sadece %2 si (yüz kişiden iki kişi) yeşil göz rengine sahiptir 2-Leonardo Da Vinci aynı anda bir eliyle yazı yazıp diğer eliyle resim yapabiliyordu. 3-Erkek Baykuşlar, Eşleri Uyurken Dengesini Kaybedip Düşmesin Diye Onlara Yastık Olurlar... 4-Şaka gibi gelecektir fakat Ay'da yüksek hızlı İnternet bulunmaktadır. Tam 19 MBPS 5-Satürn Ve Jüpiter'de Elmas Yağmurları Keşfedilmiştir. 6-Dünyaya Her Yıl Düşen Yağış Miktarı Eşittir. 7-Yolda Yürürken Yıldırım Düşmesi Sonucunda Ölme İhtimali, Bir Göktaşı Düşmesi Sonucunda Ölme İhtimalinden Binlerce Kat Azdır. 8-Bir kişi sevdiğine ve nefret ettiğine bakarken göz bebekleri büyür... 9-Buz çağından sonra soyu tükenmiş olan yünlü mamutun 5 metre uzunluğunda dişleri vardı. 10-Yavuz Sultan Selim le birlikte halifelik Osmanlı'ya geçmesine rağmen Yavuz'dan sonra tahta oturan padişahların hiçbiri hacca gitmemiştir. Bilindiği kadarıyla hacca gitmek yerine padişahların saçları ve sakalları her sene kesilip altın bir leğende gülsuyu ile yıkanır ve İstanbul'dan hacca doğru yola çıkan bir kafileyle Medine'ye gönderilip orada Hz. Muhammed'in kabri yakılarında bir yere gömülürmüş


Cumartesi

YENİ YAZAR BÖRKEEEEĞĞ

Bloga yeni bir yazar aldım. Börke c: . Ayrıca blogun editörlüğünü de üstlendi. Sağol Börkeeeğğğ...

Blogumu takip edin
Yoyolu Kalın

Area51 Hakkında -2

İyi Okumalar Ben yeni yazar Berke, hiç uzatmadan kendimi tanıtmadan direk konuya gireceğim. Blogda daha önce Area 51 hakkında bir yazı yazılmış şahsen bana biraz az geldi bende biraz daha konuyu açayım dedim. Area 51 hakkında bir çok söylenti var. İlk olarak yapılan uzaylı otopsisinden başlayalım
Açıkcası benim inanasım gelmiyor . Çünkü orasından dışarıya bilgi aktarmak neredeyse imkansız .
Neyse birazda area 51 den bahsedelim.
51. Bölge, ABD Las Vegas'ın 153 km kuzeyinde, Groom Gölü yakınında olup Nevada Test Sahası ve Nellis Hava Kuvvetleri Sahası ile çevrelenmiştir. En yakın yerleşim birimi, hemen kuzey sınırında bulunan Rachel kasabasıdır. 51. Bölgenin içinde bulundugu arazi 76 km. karedir ve bu ebat Connecticut Eyaletinden biraz küçük olup, Lübnandan ise biraz daha büyüktür.Alan olarak gerçekten büyüktür ve bununla kalmayıp yerin yaklaşık 7 kat derinliğine kadar indiği söylentileri var.Bu bölgenin belirli sınırları içine giren tereddütsüz öldürülmektedir.Buda bir söylentidir. Ve içerdende dışarıya çıkış yoktur. ABD Başkanı Obama bile izin alarak giriyor artık siz düşünün.


Çarşamba

KONU SIKINTISI

Arkadaşlar bildiğiniz gibi -ya da bilmediğiniz- bir aylığına Ankara'ya geldim ve araştırma yapmak için bolca vaktim var. Ama ve lakin bir sıkıntım var. Yazmak için konu bulamıyorum. Aksiliktir ki Araştırmalarımın kaynağı olan kitaplarım İstanbul'da kaldı ve uzayla ilgili yazılarıma pek dürüst ve güvenilir bir kaynak olarak görmediğim internetten gerçekleştirmek zorundayım. Sizden istediğim bana hakkında yazmamı istediğiniz konuları yorum olarak bildirmeniz. Tabi yorum yapacağınızdan da şüpheliyim ama neyse. Kısacası istediğiniz konulara bana belirtin.

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

LUCİD RÜYA İÇİN

İstediğim zaman lucid rüya görebilen biri olarak pek ihtiyacım olmasa da ingilizcesi biraz olsun iyi olan ve sabırlı takipçiler için önerebileceğim bir lucid rüya tekniği var.

Bildiğiniz gibi sözde yaz tatilindeyiz ve bunları araştırıp test etmek için bolca vaktim var. Şimdi odanıza geçin ve sessizlikten emin olun. Uzanın ve yazıda vereceğim videonun sadece sesini dinleyin. Gözlerinizin kapalı olduğundan emin olun. Ve unutmayın lucid rüyadayken rüyanızı kontrol edebilirsiniz. İstediğinizi yapabilirsiniz. Video boyunca verilen telkinleri içinizden tekrar edin.

Ben denedim. Hipnoz aşamasında gerçekten işe yarıyo ve derin uyku haline geçebiliyorsunuz. Ama en güzeli de her şeyin farkındasınız.

Fazla uzatmıyorum. Kulaklığınızı takın ve rüyanızın tadını çıkarın.

Bu arada size bi öneri bunu telefondan açıp kulaklıkla dinleyin.



Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

→_→

İnsan ne zaman gerçekten ölür?
Dostunu kaybettiğinde mi? Yalnız kaldığında mı? Nefret edildiğinde mi? Hayır.
İnsan ona inanan kimse kalmadığı zaman ölür.


Salı

51. BÖLGE

İlgimi çeken bir başka ve güzel konu da anlaşılacağı gibi uzay ve uzay araştırmaları. Sırf bu tutkum sayesinde hedefimi artık kesin olarak belirledim.

Çok daha fazla çalışıp lise sonda yabancı ülkelerdeki üniversitelere gönderen programlara katılmayı planlıyorum. Sanırsam bir miktar burs kazanabilirim. Zaten şimdiden üniversite için para biriktiriyorum. Büyük ihtimalle  kazanacağıma inanıyorum. Okul için Rusya ya da Amerika'ya gitmeyi isteri. Orda Uzay Bilimleri okumak istiyorum. Nasa'da bir mühendis olmaya bile razıyım. Belli bir süre geçtikten sonra 2. üniversitemi de orada okuyup kendimi iyice sağlama alırım. Zaten okurken part-time bir işe girerim.

Konumuzdan fazla uzaklaşmadan çeşitli kaynaklardan topladığım 51. Bölge ile ilgili bilgileri derleyip size aktarmak istiyorum.



LasVegas' yaklaşık 150 km uzaklıkta bulunan Nevada bölgesinde olduğu iddia edilen 51. Bölge dünyadaki en ünlü askeri üslerden biridir. Bu bölgede sürekli uçan uçaklar olduğu iddia edilirdi.


51. Bölge Hakkında Teoriler



Bu bölge hakkında bir çok efsane ve söylenti vardır, uzay çalışmaları yapıldığı, uzaylıların buraya geldiği, nükleer testler yapıldığı, uçan dairelerin bulunduğu gibi. Bu durumda gerçeklerle söylentileri birbirinden ayırt etmek güçleşiyor. Örneğin hükümet 1990 lara kadar bu bölgenin varlığını reddetmiştir.

Peki 51. Bölgede gerçekte neler oluyor. Yeri tam olarak nerede?
Bu bölgenin koordinatları 37°14’36.52″Kuzey, 115°48’41.16″Batı dır. Buraya google earth den bu koordinatlarla bakabilirsiniz. On yıllardır bu bölge herkesten gizli kaldı, fakat 80 lerin sonunda bir Sovyet uydusu bu bölgenin resimlerini çekebildi. Bölgenin büyüklüğü 90.000 dönüm civarıdır. Bölgede hangarlar, bekçi kulübeleri, radar antenleri, konutar ve yemekhane, ofisler ve kaçıp saklanmak için sığınaklar vardır.

Bazı iddialara göre yukarıdan görünen tesisin sadece küçük bir parçası, ve labirentin sadece küçük bir kısmı. İddialara göre yer altı 40 ayrı kısımdan oluşuyor ve yer altı demir yollarıyla Los Alamos, White Sands ve Los Angelas a bağlanıyor. Bu konuya şüpheci yaklaşanlar, böyle bir yapının oluşturulması için çok büyük insan gücü gerektirdiğini ve buralardaki hafriyatın kaldırılıp biryerlere taşınmasının çok zor olduğunu ileri sürüyorlar, inanlar ise bu fikirleri görmezden gelmeye devam ediyor.

Peki 51. Bölgede Neler Oluyor?


Amerikan Hava Kuvvetlerine göre; bu bölgede birleşik devletlerin güvenliği için önemli teknolojiler test ediliyor ve kritik operasyonlar için eğitimler veriliyor. Bölgedeki tüm projeler ve yapılarla ilgili belirli bir sınıflandırma yapılmıştır. Hava kuvvetleri ve CIA gibi kuruluşlar bu bölgede eğitim ve araştırma uçuşları yapar, görünmez uçak olarak bilinen siyah uçaklar buna örnek olarak gösterilebilir. U-2 ajan uçaklarından F-117A savaş uçaklarına kadar bir çok teknolojik uçaklara bu alan araştırma geliştirme olanağı sunar.

51. Bölge Güvenliği Nasıl Sağlanıyor?


Bu bölgede çalışan ister sivil ister asker olsun herkes, sırları koruyacağına dair bir ant imzalar. Bölgede bulunan penceresiz binalar ilgisiz kişilerin bu binadaki herhangi bir şeyi görmesini engeller. Bazı raporlara göre aynı projede çalışan ekiplerin bile bir birlerinden haberleri olmadığını söyler, proje amiri ekipleri ayrı tutar. Bir uçak testi yapılırken tüm ekip çalışanları uçuş tamamlanıp uçak geri gelinceye kadar dışarı çıkamazlar.

Bölgedeki tüm işler parçalara ve bölümlere ayrılmıştır. Örneğin radara yakalanmayan uçaklarla ilgili çalışan bir kişi, lazerlerle ilgili çalışma yapılan bir bölüme giremez, ona bu yetki verilmez. Herkes kendi çalışma alanında yetkilidir ve başka gruplar hakkında bilgi alamazlar. Her çalışanın belirli bir yetki seviyesi vardır, böylece sadece yetkili olduğu kısımlara girebilir ve bilgi alabilir.

(alıntıdır.)

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

TANIŞTIĞIMIZ GÜN... (PART 1)

YIL:2009

Okullar açılalı 2 hafta olmuştu. Öğretmen Dilan'ı, İröw'ün yanına oturtmuştu. İlk konuşmaları şu olmuştu;

"Meyve suyunu sakın sırama dökme!! Çünkü yanıma oturan bi tane erkek dökmüştü ve onu dövmüştüm." Demişti İröw umursamaz ve kızgın bir tavırla.

"Peki, tamam." Demişti Dilan masum ve ne olduğunu anlayamamış bir ifadeyle...

    Bense onlarla konuşmamıştım bile çünkü sınıfa yeni gelen 3 kızla meşguldüm. Onlardan nefret ediyordum. O kızlardan birisi kibirli, birisi neşeli ama büyüdükçe kibirlenen, birisi ise ağırbaşlı bi kızdı.
    Ben açık kumral, biraz şişman, eğlenceli, şaka yapan ama şakaları berbat olan birisiydim. İröw ise uzun boylu, siyah saçlı, ciddi ama benim yanımda ciddiliğini kaybeden bir kızdı. Dilan ise başka bir dünyanın insanıydı.
   
    İröw ve benim arkadaşlığım yan yana oturmamızla başladı; hoca İröw  ve Dilan'ı çok çok konuştukları için ayırmış, İröw'ü benim yanıma almıştı. İröw ve ben gün geçtikçe çok iyi anlaşıyorduk. Hatta birlikte oyun bile uydurmuştuk. O oyunun adı Venüsmen'di. İyilerin dostu, kötülerin düşmanı, Venüs'te doğan Venüsmen... Bu oyun sayesinde İröw ve ben yakın arkadaş olmuştuk.
    Dilan'la dostluğumuz biraz farklı başlamıştı. Dilan'la burnundan dolayı dalga geçtiklerinden ben bunu duymuş ve üzülmüştüm. Bu yüzden Dilan'la arkadaş olmaya karar vermiştim. İröw ve Dilan daha önceden tanıştıkları için anlaşabiliyorlardı. İşte gerçek kardeşliğim ve dostluğum böyle başlamıştı Dilan ve İröw'le... :) 

ODİN'İN GÜCÜ SİZİNLE OLSUN...
YORUMLARINZI BEKLERİM...

5 ÜLKE!!11!11!!111!BİR!!

Oha oha ve OHAA
Sizleri çoookkk seviyorummm. Naptınız siz abiii..
Türkiye, ABD, Rusya derken...Romanya ve Güney Kıbrıs 
OHAAAAAAA QuQ

875 görüntülenmeyi söylemiyorum bile..

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

.

Duygularını herhangi bir nedenden dolayı tam olarak yaşayamayan, anlatamayan, gösteremeyen ya da isteyerek saklayabilen bir insan tam anlamıyla yaşıyor sayılabilir mi sizce?

Merhametli biriyse bu kişi, içten içe her şeye üzülüyorsa, ama o zamana kadar edindiği tecrübeler ona "iyilikten maraz doğar" ı inandırmışsa; sırf üzülmemek adına vicdansız davranabilir mi bile bile?...
Eline cam batmış sevdiğine "ahhh canım, dur bakıyım, öpeyim de geçsin!” diyemiyorsa, istediği halde hep içinden bir şeyler tutuyorsa onu, canı yananı canı yanmasın diye görmemezlikten gelebiliyorsa, sevdiklerine olgun görünmek adına istediği halde şakalaşamıyorsa, kahkahalara boğulamıyorsa ciddi olmak adına...

Utanmaktan bile utanıp "utanmazlık" yapıyorsa farkına bile varmadan.
İmla hatası yapmaktan korkup aslında çok iyi yazdığı yazıları yazamıyorsa, sırf eleştirilmekten korktuğu için hep bastırıyorsa kimine göre normal olmayan, aslında en olası, en güzel duygularını...
Üzüldüğü halde güçlü görünmek adına ağlayamıyorsa, belli etmekten bile çekinip kızıp bağıramıyorsa, alı al moru mor olup ta "gık" diyemiyorsa kızdığına, ama içinde fırtınalar koparıyorsa, savaşıyorsa en büyük ordularla...
Ölmekten korkup uçağa binemiyorsa mesela, mesafeler ne olursa olsun yürüyorsa ayaklarına kara mı kara sular ineceğini bilerek...
Sadece şefkat görmediği için gösteremiyorsa karşısındakine, bile bile ihtiyacı olduğunu göre göre hem de...
Yardım edilmesi gerekene sırf bir zamanlar ona yardım edilmedi diye elini uzatamıyor ya da uzatmıyorsa mesela…
Sırf şımartılmadığı için şımaramıyorsa, istediği halde seke seke koşturamıyorsa sokaklarda, hep bir şeyler tutuyorsa onu, engelliyorsa…
İçindeki büyümek istemeyen çocuğa sürekli "büyü hadi, olgunlaş sen artık eşşek kadar adamsın!" diye baskı yapıyorsa… o çocuğa çok ihtiyacı olduğunu bile bile yapıyorsa bide bunu... Bu hayatı yaşayan "O" mu oluyor yani?
Yoksa duygularını esir alan öteki "O"mu yaşıyor onun yerine?
"O" mu varıyor hayatın tadına, sarılabilmenin, özgür olabilmenin sevip sevilmenin hazzına. Öteki "O" mu var(am)ıyor yoksa?...
İçimize gökkuşağının renkleri gibi uyumla serpiştirilivermiş en güzel "his"lerimizi nedeni ne olursa olsun tam olarak yaşayamıyorsak eğer gerçekten yaşıyor muyuz,
"tam" mıyız şimdi biz...???

(alıntı: İzaya-kun\emir)

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...


Pazartesi

Gerçek Okul Yılları

Evet arkadaşlar Chappie geri döndü. Bu yazımda size ortaokul ve ilkokulda yaşadığım zamanı anlatıcam. Bazen hüzünlü, bazen mutlu, bazen komik, bazen de öfkeleniceksiniz biliyorum. İröw de bu anılarda var. Hatta başrol oynuyor. Ben İröw ve İröw'le benim sevmediğim bi arkadaş başrolde oynicak. Bu yazıcaklarımın hepsi gerçektir. Umarım gerçek arkadaşlığın ne olduğunu anlarsınız . :) 

Odin'in gücü sizinle olsun...

Pazar

DÖNDÜMM

Geri geldim c:
Dünden birkeç görüntü.


Perşembe

BİKAÇ GÜN YOKUM

Bikaç gündür yazamadığımın ve giremediğimin farkındayım. Evdeki bağlantılarda sorun olduğu için internetim yoktu. Elime geçen yani araştırdığım yazıları, bilgileri sizinle paylaşma fırsatım olmadı. Şimdi sizden tekrar özür diliyor ve pazar günü kesin olarak geri geleceğimi söylemek istiyorum. Bu arada diğer yazar Chappie'nin benim aracılığımla yayınlattırdığı yazılarını artıj kendi yayınlayabilecek. Çünküü~ İstanbul'a geri döndüü.. Ben yokken Chappie'yi üzmeyin. Unutmayın o da sizi seviyor. Burda görüntülenmek arrtıkça çıldırışımızı görseniz bizden korkarsınız :D.

Blogumu takip edin ve her zamanki gibi
yoyolu kalın...


Pazartesi

AYRILIK SAHNESİ (CHAPPİE)

Birazda ayrilik sahnesinden bahsediyim. Bakalim gonlum ne diyecek?

Hersey guzeldi. Sozler, yeminler, iltifatlar, kiskancliklar, kirginliklarla dolu cumleler soylemistik birbirimize. Iki gun konusamamistik ki yine aklin karismisti senin. Gece herhangi bi yerden internet buldum seninle konusucam diye seviniyordum ve bi anda o mesajla karsilastim "Konusmamiz lazim." Affaldim, korktum, heyecanlandim yine basim dondu. Konusalim dedigimde hersey yavas yavas corap sokugu gibi geldi;

-Yapamiyorum ben. Aklimda bir baskasi var. İlk basta sevildigimi ogrenince cok mutlu oldum. İlk zamanlar bende inadim sevebilirim dedim. Yapabilirim zannettim. Gece cok dusundum cok. Sevildigimi bilmek bana cok mutluluk verdi. Kendimi suanda o kadar cok suclu hissediyorum ki. Keske basinda soyleseydim. Sevecegimiz insanlari biz secemiyoruz ki. Oyun degil vallahi bak. Cok ozur dilerim. İkimiz de karsiliksiz sevginin kurbaniyiz. Ya ne diyecegimi bilemiyorum ama beni de anla ne olur. Ben senin neler yasadigini tahmin edebiliyorum su anda. Yuzune bakamamda cunku yuzum yok.

Bende bu cumleler icin sunu soyliyim mi? Simdi sende beni dinle;

-Onca soz niye? Neden umutlandirdin beni?! Neden bana beni birakma diye soz verdirdin?! Soz namustur derler, simdi sen beni bi namussuz gibi gosterdin!! Onca hayal, onca soz, onca yemin... Ben simdi senin sayende gunahkar oldum! Yemin ettim, yeminimden senin zorunla dondum! Keske bana denemek istiyorum deseydin. En azindan bu daha az koyardi. Bana koyan aklinda bi baskasiyla benimle cikman! Dusunsene o kizi sana yapiyor bunlari sana;" Aslinda ben bi baskasini seviyorum. Dun gece cok dusundum. Ozur dilerim." Diyor. Sen ne dersin he ?! Yikilmaz misin?! Aglamaz misin?! Ertan'in yazdigi Tugba icin yazdigi rapte dedigi gibi artik "Sana guzel gelen geceler 5 tuborgta sallanir." Zaten sen salakligi en basinda dusunmekle yapmissin ask beyin dinlemez. Ask kalbi dinler. Ask beyinle birlestigi zaman ask olmaz, mantik olur. Eger o kizlada kalbinle degil beyninle cikarsan, zaten haketmissindir bi tekmeyi de o kizdan. Dayimla da konustum anlattim herseyi basindan ve sonra da dedim ki "Bu dunyada adam az kalmis, hepsi madam olmus." İcimden sayende arabesk cikti. İcimdeki arabeski sen cikarttin disariya tesekkur ederim. He baska seyler icinde tesekkur edicem;
- Muzik zevkimi, hayat tarzimi, giyim tarzimi, konusmami degistiricem. Bunlara karar verdittirdigin icin tesekkur ederim. Muzigimi rap, hayatimi kara, giyimimi spor, konusmami ise daha argo yapicam. Hadi simdi eyvallah. Bu son sozlerim oldu.

Gonlumden gecenler iste bunlar. Ama hic bi zama  gerceklestirmicem. Cunku hayat bi kisi icin, degismek icin cok kisa. Ne olursaniz olun degismeyin. Kader arkadaslarim Odin'in gucu sizinle , yorumlariniz benimle olsun, yoyolu gunler hep sizi bekler...

Yazar: Chappie


Cumartesi

YORUM YAPIN

Yorum yapmak zor değil. Yazının altındaki yorum yap formunu doldurmaya bu kadar mı acizsiniz. Bahaneniz de olamaz hesabım yok yapamam diye. Anonim olarak da yorum yapabilirsiniz. -.-

UZAYDAN GELEN SESLER (1)

YAŞAMAKTA OLDUĞUMUZ ÇAĞA, Uzay Çağı adı verilmiştir; yalnız insanoğlunun uzayı fethetmeye hazırlandığı, Ay'a ayak bastığı için değil, uzayla yeryüzü arasındaki bağlar sıklaştığı, iç içe girdiği için.

İnsanoğlu için dünya eski çekiciliğinden çok şeyler kaybetmiştir. Artık amaç Uzay, Uzaydaki yıldızlar ve gezegenlerdir. Bunlar hem yakın bir geleceğin hem de insanoğlunun geçmişini açıklayacak anahtarlardır.

Eski zamanlarda, tayfun öncesi çağlarda, uzaydan uçan gemilerle -rivayete göre- Tanrılar inerdi; Kimliği Bilinmeyen Uçan Nesnelerin Uzay Gemileri olduğu görüşü artık rahatlıkla benimseniyor. İnsanoğlu gelişen bir ilgi ve tutkuyla Uzay'a bakıyor. Ay'a ayak basıyor, Merih ve Venüs'le ilişkiler kurmayı deniyor.

Son yıllarda uzay araştırmaları için milyarlarca dolar harcanmıştır. İnsanoğlunun Uzaya açılmasını hiçbir engel durduramaz ve bu, çağın amacı olduğu gibi, zorunluluğudur da.

Uzay için milyarlar harcanınca nedenler dizisi gitgide uzuyor. Neden uzayın fethi isteniyor? Neden ayda incelemeler sürüyor?

(devamı sonraki yazıda)

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

Perşembe

650 GÖRÜNTÜLENME VE RUSYA!!!!!!!11!!!1!!!11!

Nasıl bu kadar çok takipçim var hiçbir fikrim yok ama şunu biliyorum abd den girip okuyan kişi ya da kişiler sürekli takipçim. Sizlere ayrı teşekkür etmek istiyorum. Aynı zamanda artık Rusyadan da sayfama girilmeye başlanmış. Bunu öğrenince ellerimi yüzümün iki tarafına koyup evdekilere deli gibi bakarak ordan buraya koşturmaya başladım. Bilmiyorum belki de rastlantı sonucu girdi. Ama o anki sevincimi anlatamam. Japonyada görüntülenmeye başlasa halim ne olur düşünmek istemiyorum. Sırf o yüzden Japonca öğrenebilirim. Sizleri seviyorum

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

ADAMLAR KONSERİ

Takip ettiğim diğer bir grup olan Adamlar'ın haftaya konseri olduğunu öğrenince nasıl hissettiğimi ve heyecanlandığımı tahmin etmişsinizdir. Yalnız bir problem var... Konserin olduğu tarihte İstanbul'dan kısa süreliğine ayrılıyorum. Bakalım bizimkileri ikna edebilecek miyim. Belki blog takipçilerimden bilen vardır. Ama ben yine de grubu tanıtmadan etmiyim.
Adamlar, eski "Halimdan Konan Anlar"ın yeni hali… Şarkılar hayata dair her konuda güçlü, derin, yoğun ve ironik sözlere sahipler. Teatral bir dramanın içinden şaka yapar gibiler... Umutsuz değiller, aksine insanı dirilmeye, inanca zorluyorlar. Dinamikler, sarsıcılar...

Adamlar'ın müziğini kabaca rock'n roll, blues ve biraz da hip-hop çerçevesinde düşünebiliriz ama bu yetmez, bir çok janrı bu müzikte duyabiliriz. Bu albümü dinlediğinizde ön yargılarınızla yüzleşmeniz kaçınılmaz.

PMM’in ilk projesi "Adamlar"... Adamlar, birkaç yıldır Kadıköy çevresi ve Soundcloud, Myspace gibi dijital ortamlarda olağanüstü bir dinleyici kitlesine ulaşan, sevilen ve 20-30 yaş jenerasyonunun dilinde şarkıları ezbere gezinen "Halimden Konan Anlar" adlı grubun dönüşerek aldığı yeni şekil...

Adamlar, Türkçe sözlü müzikler üretiyor. "Singer–songwriter" geleneğinden gelse de bu müzik oldukça farklı birçok janrı bir potada topluyor. Hip-hop'tan uzun havaya, tangodan rock'ın en damar hallerine girip çıkan bir dalgalanma içinde seyreden müzikler sonuçta kompakt bir karakteri bize sunuyor. Sözler yoğun ve hayata dair her şeye dokunuyor. En belirgin olan, bu müziklerin, birlikte, aynı anda, canlı bir şekilde kaydedildiğini hissediyor olmanız. Tam bir adanmışlık...

Grubun ilk albümü "Eski Dostum Tankla Gelmiş", 23 Eylül 2014'te çıktı. Vokal ve gitarda Tolga Akdoğan, elektrik gitarda Gürhan Öğütücü, tuşlu çalgılarda Burak Irmak, bas gitarda Burak Güngörmüş ve davulda Berkan Tilavel'den oluşan Adamlar'ın albümünde yer alan 12 parçanın da söz ve müzikleri Tolga Akdoğan'a ait...


10 Temmuz'da saat 23.00 da BKM Mutfak'ta gerçekleşecek konser numarasız oturmalı olup bileti 28.50 TL. 


Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

PASİFİK OKYANUSU'NUN KAYIP KITASI-MU


"HATIRASI HAFIZALARDAN silinen zamanlarda Büyük Okyanus'da, merkezi Ekvator'un güneyinde bulunan, çok geniş bir kıta yükseliyor. Bu kıtanın adı Mu'ydu. Bugün deniz yüzünde bulunan kalıntılardan anlayabildiğimiz kadarıyla, bu kıtanın yüz ölçümü doğudan batıya 10.000 kilometre, kuzeyden güneye yaklaşık 5.000 kilometreyi buluyordu. Tek ya da takım halinde olsun, bütün Pasifik Adaları 12.000 yıl önce bir afet sonucunda kaybolan Mu Kıtası'nın parçalarıydı. Depremler ve volkanik olaylar kocaman bir uygarlığı yok ederken Büyük Okyanus'un sıları 60 milyon'a yakın nüfusu örtüverdiler. Paskalya Adası, Tahiti, Samoalar, Kuk Adaları, Tongalar, Marşal Takım adaları, Jillber, Karolina, Marianne, Hawai ve Markiz Adaları Mu Kıtasının kalıntılarıdır. Mu'nun varlığı Hint, Çin, Birmanya, Tibet ve Kamboç'un sayısız efsanelerinde; Yukatan, Orta Amerika, Okyanus Adaları ve Kuzey Amerika'da bulunan tarihöncesi kalıntılarda, ele geçen yazılarda, simgelerde; eski Yunan düşünürlerinin yazılarıyla Mısır kaynaklarında açıklanır.
Bütün bu kaynaklar Mu Kıtası'nın varolduğunu ve insanoğlunun, ikiyüzbin yıl önce, ilk defa orada görüldüğünü belirtmektedir. Mu Kıtası, Kutsal kitabın Cennetinden başka bir şey değildir."
İkinci bir Atlantis olayıyla karşılaşıyoruz; ama bu defa Atlas okyanusunda değil de Büyük Okyanus'ta yükselip 12.000 yıl önce kaybolan, görkemli bir uygarlık kuran, kendinden sonraki bütün uygarlıkları doğuran ya da etkileyen, eğiten bir kıta.
Mu ile Atlantis arasında birçok benzer noktalar vardır: Tarihöncesi dönemlerin, kayıp kıtaların uygarlıklarına tanınan olağanüstü özelliklerin benzeşmesi, Atlantis'te olduğu gibi, Mu'nun da tek bir bilinen kaynaktan çıkması gibi. Bütün bunlara rağmen  oldukça önemli bie fark vardır. Atlantis kıtasını kabul eden jeoloji Mu hakkında, bir iki nokta dışında, hâlâ oldukça kuşkucu davranmaktadır.
Bütük Okyanus'un Atlantis'i Mu, 19'ncu yüzyılın sonlarına doğru Hindistan'da görevli Albay James Churchward tarafından keşfedilmiştir. Kendi anlatmasına göre elli yıl süreyle dünyayı dolaşan, her uğradığı yerde Mu'nun varlığını belirten kalıntılar, belgeler -özellikle gizli belgeler- bulan, yetmişine varınca keşfini "Kayıp Kıta Mu"(1926) ve "Mu'nun Çocukları"(1931) kitaplarıyla açıklayan Churchward, bütün direnmeaine rağmen çoğunlukla ciddiye alınmamıştır.
Atlantis'i kabul edip ona bir uygarlık payı tanıyan Alnay Churchward, Orta Amerika'yı karış karış incelemiş -bir defasında kanatlı bir yılanın da saldırısına uğramış- ve çözülemeyen Naskal (Mayaların kendilerine ait gerçekleri açıkladıkları belgeler) yazılarını okumuştur. Hindistan'da, Tibet'e en uzak ve tanınmayan manastırlarda araştırmalarını sürdüren Albayı bir Hint bilgini eğitmiştir. Albay James Churchward, bir yerden sonra, bilimsel yoldan iyice ayrılıp tutkusuna kapılarak gizemciliğe (okültizme) kaçar ve Mu Kıtası'nı Lemurya ile iyice karıştırır.
Ayrıntılara girmeden önce hem Lemurya'yı hem de gizemcilerin bu hâyâli kayıp ülkeyle ilişkilerini açıklamaya çalışalım.
Lemurya adı jeolojide ve sosyolojide ilk defa 1860-1870 yıllarında geçiyor. Lemurya Kıtasını destekleyen akımın başında Avusturyalı jeolog Melchior Neumayr'ı, zooloji uzmanı Philip Scatler'ı ve Alman Ernest Haeckel'i buluyoruz. Üçlünün çalışmalarından doğan görüşe göre 60 milyon yıl önce, merkezi Madagaskar olduğu sanılan bir kıta Hindistan'la Güney Afrika'nın arasında yükseliyordu. Bu görüşün çıkış noktası, Madagaskar'da Hindistan'ın bazı bölgelerinde bulunan maymunların bir çeşit ilkel akrabası olan Lemurlara bağlıdır. Lemur cinsinin denizin ayırdığı iki bölgede bulunmasını açıklamak amacıyla 19'ncu yüzyıl jeologları bağlantı görevini gönderebilecek bir kıta tasarlamışlardı. Lemurya görüşü ya da Mitos'u 1875'te Albay Olcott'la Teozofi Derneğini, daha doğrusu gizemci örgütünü kuran Helena P. Blavatsky'nin eline düşünce, hem yer değiştirmiş -Bayan Blavatsky onu Hint Okyanusu'na yerleştirmişti- hem de yepyeni özelliklere kavuşmuştu.
Gizemci Blavatsky'e göre Lemurya Kıtasında yaşayanlar maymuna benzer, kimi dört kollu, kimi üç gözlü, yumurtlayan hermafrodit devlerdi. Bununla yetinmeyerek hayali çok geniş olan Bayan Blavatsky, Atlantis'e kadar uzanıp oranın uygarlığında da kendince bir gelişmeye uydurmuştu; öyle ki, Atlantlar toplarla, peojekterlerle donatılmış savaş gemileri ve uçaklar kullanan büyücülük ve telepati konularında uzman olan kişilerdi.
Churchward genellikle bu çeşit uç noktalara varmaktan kaçınmıştı. Amacı, evrimi inkâr edip, insanoğlunun doğuştan bilgi sahibi olarak yaratıldığını; tek bir üstün ırkın sonradan ortaya çıkarak bütün uygarlıkları etkilediğini açıklamaktı. Tek ve üstün ırk kuramında her ne kadar Atlantis taraftarları arasında rastlanıyorsa da bu kuram hiçbir zaman aşırı noktalara itilmemiştir. Albay James Churchward değişik ırkları, uygarlıkları, dinleri tek bir kaynağa bağlayabilmek için epey uğraşmıştır. Şu var ki örnek olarak kullandığı belgeler ve bilgiler ya uydurulmuş ya da karıştırılmış, yanlış yorumlanmıştır. Üstelik, kaynak vermede de Albay titiz davranmıyor, eski bir yazıttan, bir manastırda gizli tutulan bir el yazmasından demeyi yeterli görüyor. En önemlisi başlı başına bir Mu alfabesi yaratıp bununla en değişik ve çeşitli eski yazı türlerini çözmeye kalkıyor.
Churchward ve Mu üzerinde bu kadar durulmasının nedeni, Churchward'a kapılıp dev heykelleri Mu uygarlığına maletmek değil, Büyük Okyanus'ta batık bir kıtanın -varsa- izlerini aramaktır.
ABD Deniz Kuvvetlerine ait ilk atom denizaltısı Nautilius dünyayı dolaştığında Paskalya Adası'nın yakınlarında denizin dibinde yükselen bilinmeyen bir dağ keşfetmişti. 1965 yılında California Üniversitesi ve Deniz Kaynakları Enstitüsü adına araştırmalar yapan Profesör H. W. Menard da Paskalya Adası yakınlarında bir tortu köprüsünün yükseldiğini belirtmiştir. Washington'daki "Environmental Science Serwce Administration" da görevli Jeolog Robert Dietz, Afrika, Güney Amerika, Antarktik, Avustralya ve Hindistan'ın bazı kısımlarını kaplayan batık bir kıtanın haritasını çizmiştir. Dietz'ın hesaplarına göre, bu kıta 150 milyon yıl önce vardı.
Bu durumda Albay James Churchward un 12.000 yıl önce kaybolan, 75.000 yıl önce en parlak dönemini yaşayan ve geçmişi 20.000 yılı bulan Mu Kıtası'ndan oldukça uzağız.
Churchward, çoğu araştırmacılar gibi, eski efsanelere, geleneklere, mitoslara dayanmış, onları yorumlamıştır. Sonucun inandırıcı olmaması sistemin uygulamasından değil de Albay'ın yorumlarından doğmaktadır.
Tahiti'de eski bir efsane var. Buna göre insanoğlu Fenua Nui kıtasında doğmuştur. Ama rüzgar Tanrısı Ru soluğu ile kıtayı dağıtmış, bir irili ufaklı adaya ayırmıştır. Efsaneye göre Paskalya Adası, Fenua Nui'nin bir parçasıymış.
Karolin Adaları'nın sakinlari ise çok eski zamanlarda ışıl ışıl yanan gemilerle Ponape'ye giden, okyanusun ötesinde yaşayan, değişik dil konuşan mutlu insanlarla ve yüksek binalarla dolu bir ülkeden söz eder ve yerlileri eğiten bir ırkın varlığına inanırlar.
Hawai, Yeni Zelanda ve Yeni Ebrid efsaneleri beyaz tenli, uzun saçlı atalarının olağanüstü başarılarıyla doludur. Madagaskar efsanelerinde ise Hint Okyanusu'nda bulunduğu sanılan Seme Kıtası'nın adı sık aık geçmektedir.
Jer ne kadar Albay James Churchward'ın ve Arkeolog Willian Niven'in desteklediği Mu Kıtası görüşü inandırıcı olmaktan uzaksa da Albay'ın hayali keşfinin arkasında birtakım esrarlı gerçeklerin bulunduğu açıktır.
Churchward'ın öne sürdüğü ilk ırk ve kayıp uygarlık görüşünün oldukça geniş bir kısmı, Mu'nun çocuklarından saydığı Uygurlar'la ilgilidir. Albay'a göre Uygur İmparatorluğu, Mu'dan sonra, dünyanın tanıdığı en yüce İmparatorluk olmuştur:
"Doğu'da Pasifik Okyanusu'na, Batı'da Moskova'nın bulunduğu yere kadar uzanır; bir ara Orta Avpupa ve Atlas Okyanusu kıyılarına kadar genişlemişti... Uygur İmparatorluğu'nun en parlak döneminde dağlar alçacık, Gobi Çölü de bol suların aktığı büyük bir yaylaymış. Uygurlar burada, Baykal Gölü'nün güneyinde, başkentlerini kurmuşlar... Çok eski kayıtlara göre birçok büyük şehir kurmuşlar. Bunlar ya bütünüyle yok edildi ya da bugün Gobi Çölü'nün kumları altında yatıyor. M.Ö. 500 tarihini taşıyan bazı Çin kaynakları Uygurları bize şöyle anlatırlar: Saçları sarı, gözleri maviydi, tenleri açık ve beyazdı; güney bölgede yaşayanların saçları ve gözleri ise koyuydu... Bir manastırda bulunan eski bir yazıta göre, Uygurların başkenti ve halkı İmparatorluğun bütün doğu bölgelerini kaplayan bir tayfun tarafından yok edilmişti."
Albay James Churchward'ın sözünü ettiği kaynaklar hiç bilinmiyorsa da Gobi Çölü'nde, Kara Kota kalıntılarında bulunan 18.000 yıllık bir mezarla, Fransa'da Glozel'de 1925'te keşfedilen ve Uygur yazısıyla benzerlikler taşıyan tarihöncesi toprak çanaklar, Albay'ın birtakım gerçeklere değinmiş olabileceği görüşünü desteklemektedir.
Atlantis konusunda gerçek hayali destekliyorsa Mu'nun keşdinde bunun tersiyle karşılaşıyoruz.
(Alıntı: Dünyamızın Gizli Sahipleri-Giovanni Scognamillo)

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...


Çarşamba

İNSAN DENİLEN ŞU VARLIK

İnsan üzülmek için sevinir, ağlamak için güler, görmek için bakar, nasıl yaşayacağını bilmediği için ölümden korkar, yalnız olmak için arkadaş edinir, bencil olmak için paylaşır, sıkılmak için eğlenir....
O zaman insan nedir?

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

SEVME BENİ...

Ben kötü biriyim sevme beni... Kalbini kırarım, yalan söylerim, öyle güzel yalan söylerim ki inanırsın... Bencilim ben. Her şey benim olsun isterim. Ben iğrenç biriyim. Yemek yemesini bilmem. Her yerime bulaştırırım. Sakarım da. Sessiz duramam. Hemen sıkılırım. Bir yerde iki dakika oturamam. Acımasızım, kimsenin ne hissettiği umrumda değil. Fazla açık sözlüyüm. Karşımdakinin kırılacağını bilsem de konuşurum.
Sevme beni... Ben sevmesini bilemem. Yalpalarım, tökezlerim, şaşırırım...
Sevme beni... Ben sevilmeye layık değilim...


Blogumu takip edin.
yoyolu kalın...

SECOND



Sıra Second da....









Second, 1999 yılında Özgün Semerci ve Özgür Poyraz tarafından Yıldız Teknik Üniversitesi’nde kuruldu. Kendi şarkılarını kaydeden bir punk rock topluluğu olan grup, 2006 yazında Serhat Abay ve 2010 kışında Emre Mimaroğlu’nun katılımı ile güncel kadrosuna ulaştı. Bugüne kadar Nofx, Yellowcard, MxPx, Jaya the Cat gibi gruplara açılış grubu olarak eşlik eden Second, Bohemian bünyesinde konserler vermeye devam etmektedir.







Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

YÜZYÜZEYKEN KONUŞURUZ





Hemen Yüzyüzeyken Konuşuruz u tanıtmak istiyorum.
2011 yılının Mayıs ayında kurulan Yüzyüzeyken Konuşuruz, başta sadece genç bir şarkı yazarının video kamerayla kaydedip yayımladığı şarkılarından oluşan bir projeydi. Sonrasında insanların yayınlanmış olan şarkılara yoğun ilgi göstermesi, projenin internette oldukça yüksek bir şekilde ses getirmesinin ardından Kaan Boşnak, grubun elektrik gitaristi Engin Sevik ile beraber güç birleştirme kararı aldı. Kemik kadrosu Kaan Boşnak ve Engin Sevik'ten oluşan Yüzyüzeyken Konuşuruz'un orkestrasında üç yıllık sahne süreçlerinde birçok isim yer aldı. 2013 Eylül'ünde Fono Müzik'ten "Evdekilere Selam" albümünü yayımladılar.

Yüzyüzeyken Konuşuruz, metropolün içinde sıkışmış; kayıp bir jenarasyon olma tehlikesinin eşiğinde büyümüş iki genç insanın anlattığı hikayelerden oluşan şehirli bir lirik müzik grubu... Yaptıkları müziği en genel bakışla indie-folk olarak isimlendiriyorlar. Gitar ve vokalde Kaan Boşnak, elektrik gitarda Engin Sevik, bas gitarda Burak Güngörmüş ve davulda Can Kalyoncu'dan oluşan kadrosuyla "Otoban Sıcağı" isimli ikinci albümlerini kaydeden Yüzyüzeyken Konuşuruz, konserlerine devam etmekte...





Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

SON FECİ BİSİKLET





Bu yazıda size Son Feci Bisiklet adlı Türk alternatif grubu tanıtacağım.

Bir programda tanıtımlarını buldum ilk ona bakmanızı tavsiye ederim











Yazıyı okurken isterseniz daha iyi tanımak için






bu şarkıyı dinleyin.


Benim bu gruba ait favori şarkım.

Bugün tanıtacağım benzer gruplarından ilki Son Feci Bisiklet, 2011 yazında Arda Kemirgent (vokal, gitar) ve Can Sürmen (davul) tarafından Ankara da kuruldu. Hayır yanlış bir düşünceye kapılmayın, ikilinin bisiklet sporuyla bir ilgisi yok. Grubun ilk 6 şarkısını kaydedip Son Feci Bsiklet EP ismi altında dinleyici sundular.

Şarkılara gösterilen ilgiden hoşnut olan ikili, gruba Efe Güner (bas gitar) ve Erkin Sağsen'i (gitar) katıp ilk konserini Ankara'nın Manhattan'ında verdi. Aynı dönemde Babajim Stüdyosu'nun düzenlediği 2. Be the Band yarışmasında ilk 10 grup arasına girmeyi başaran ve Roxy Müzik Ödüllerinde finale kalan Son Feci Bisiklet; 2012'yi beste çalışmaları ve çeşitli konserlerle süsledi.

Bu dönemde grupta bir oyuncu değişikliğine gidildi ve bas gitara Efe Güner'in yerine Ozan Özgül geldi. Bu değişiklikten sonra 2 yeni single çıkaran grup, son olarak Bu Kız isimli single’ını yayınladı ve konser trafiğini yoğunlaştırdı.




Ben grubu keşfettiğimde ilk bu şarkılarını dinlemişler.


Ayrıca genelde uzayla ilgili şarkılar söylemelerinin bir nedeni de bence vokalin uzay bilimleri okuması (ben de o bölümü istiyorum).

Sizin için dinlemek isteyebileceğiniz şarkılarını yazıya eklemek istiyorum










Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

BİZİ TAKİP EDİP SAYFAYI PAYLAŞMAK İÇİN

Bizi nasıl paylaşacağını bilmeyenler varmış.
Mobilden giriyosanız sayfada en altta, web sürümünden giriyorsanız sayfada en üstte G+1 butonuna basarak bizi kendi kişisel google hesabınızda paylaşabilirsiniz.
Ayrıca web sürümünde sağ taraftaki Paylaşş kutucuğu üzerinden Facebook ve Twitter üzerinden sayfayı paylaşabilirsiniz.
Her yazının altında bulunan sosyal medya butonlarıyla da sosyal medya hesaplarınız üstünden beğendiğiniz yazı ve sözlerimizi paylaşma imkanınız vardır.
Sosyal medya butonlarının yanındaki G+1 butonundan aynı şekilde o başlık altındaki yazı, söz ve resimlerimizi kendi hesabınızda paylaşıp sonrasında o yazı, resim ve sözlerden istediğiniz gibi yararlanabilirsiniz. Ayrıca böyle yaptığınızda ne kadar zaman geçerse geçsin o bilgilere rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

ZEUS BAYKUŞU

Hayır hayır sıradan bir baykuş değil bu. Gözlerine dikkat edin. Sanki gözlerinde yıldızları taşıyor. Ne kadar da güzel. Ben ilk gördüğümde fotoşop sanmıştım. Dikkatimi çekti ve araştırdım. Sonradan öğrendim ki asıl Zeus Baykuş u olarak geçiyormuş. Bilgeliği temsil eden Athena için güzel bir simge. Gözlerine baktıkça büyülüyor sanki...

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

SU DAMLASI

Ben senin denizinden sıçramış bir su damlasıyım. Senden uzakta fark edilmiyorum, değersizim.
Seninleyken coşup şehirleri yıkıyorum, dinginleşiyorum...
Ben senden uzaklaştıkça sana hasreti artan bir su damlasıyım...



Blogumu takip edin
yoyolu kalın...


BİR DİLEK TUT...





Her bir yıldız farklı bir kişi. Her bir kişi farklı hayaller farklı düşünceler..
Her bir düşüncede yeniden doğan ümitler ve onlarla birlikte gelen düş kırıklıkları...
Kırıldıkça olgunlaşan, olgunlaştıkça taşlaşıp soğuyan kalpler...
Hataları düzeltmek için yapılan başka hatalar...
Ve yıldız kayar. Bir dilek tut...

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...


ARİGATO *-*

Sizler cansınız.... Görüntülenmem 500 olmuş.. Hedef 1k. Sizi seviyorum.

Blogumu takip edin.
yoyolu kalın...


DURUGÖRÜ'M

Çevremdekilerin hakkımda en çok merak ettiği şey durugörü yeteneğim ve vizyonlarım.
Size şunu söylemeden geçemicem gördüğüm şeyleri çoğu zaman kontrol edemiyorum. Bana gelip benim hakkımda şunu bilebilir misin ya da şuna bak gibi şeyler söylemeyin. Denesem %80 doğru çıkar. Ama istemeyin. Rica ettiğinizde reddedemeyecek kadar hassas biriyim ve bi kere yaptıkça bunun arkası kesilmiyor. Tamam ayın kaçında doğduğunuzu ya da o anki sağlık surumunuz gibi şeyleri bildiğim oldu ama benden yanınızdaki kişileri sormayın. Bunları cevaplamaktan ve gerçekten görebildiğimi söylemekten dilimde tüy bitti. Tekrar söylüyorum;
Bulanık bir şekilde rakamlar ya da harfler beliriyor gözlerimin önünde veya anlık hisler geliyor.
Hayır geliştirmeyi denemedim çünkü kendimi bildim bileli böyle ve bilmem gerektiğini düşündüğüm bilgiyi rüyalarımda alıyorum. Geliştirmek de istemem. Üşenirim.

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...


Salı

MAVİYLE YEŞİLİN AŞKI

Gerçekten ilginizi çekebileceğini düşündüğüm bu günü sizlerle paylaşmak istiyorum.  Burada benimle olmasanız bile benim gözümden günü görebileceğiniz fotoğraflar çektim. Umarım hoşunuza gider ^^



Annemle karar verip biraz temiz hava almak istedik. Öğlen saatlerinde dışarı çıktık. Börekçiye gittik ve bir şeyler yedik. Güzel günüm tam olarak burdan başlıyor. İlk önce çift kişilik sinema bileti kazandım. Ayrıntılarına burada yer vermicem. Bir şeyler yedikten sonra minibüse binip Baltalimanı na geçtik. İndiğimiz yerin yaklaşık 20 metre ötesinde Japon Bahçesi vardı. Herkes övüp duruyodu. Biz de bir göz atalım dedik. ortaya bu görüntüler çıktı.


ağaçların arasından geçen bir ırmak vardı


şu küçük, tatlı şelaleye bakın...




ırmağın üstünden geçen taşlar size alternatif bir yol sunuyor


aradaki benzerlik sizce de oldukça şaşırtıcı değil mi


görevlilerin dediğine göre buradaki bitki ve süs eşyaları Japonya dan getirilmiş. Ben de onların yalancısıyım...








Açıkçasını isterseniz benim beklediğim gibi çıkmadı. En azından bir Sakura görmeyi planlıyordu. Belki de iklime uygun olmadığı için getirememişlerdir.
Ordan çıktıktan sonra sahil boyunca yürüdük.






Tüm gün izlenilesi bir manzara...

Ayaklarımıza denize oturup biraz dinlendik. Sonraa....bir klasik olarak Emirgan Korusu na gitmeden olmaz dedik.
İlk başta benim yolumdan gitseydik 2 dk da varacağımız yolu anneciğimiz yolundan giderek 20 dk da geçtik. Ama o manzara için tekrardan o yolu tercih edebilirim.


dar yolda iki taraftan gelen ağaçların ve güneş ışığının bize yaptığı küçük oyunlarda yolculuğumuz oldukça eğlenceli geçti


sanki küçük bir fırça darbesiyle tüm renkler ve ışıklar birbiri içine geçmiş gibi duruyor


Koruluk beklediğimizden daha sakindi.



Küçük bir çardak bulduk ve zaman kaybetmeden oraya yerleştik. Etrafımız ağaçlarla çevriliydi. Aynı zamanda oturduğumuz yerden ddeniz de görünüyordu.



Biraz daha ilerlediğimizde karşımıza şirin, küçük bir gölet çıktı. İçin bikaç kuğu ve sayıca fazla ördek vardı.




Bundan sonra telefonumun şarjı bitti. Eğer şarjım bitmeseydi size kalp şeklindeki ağacı ve asi sincabı da göstermeyi planlıyordum.
Aslında bakarsanız şarjımın bitmesi benim için bahane oldu. Bir dahakinde yine gelip fotoğraf çekecek ve farklı yerler görmek için daha çok dışarı çıkıcam. Kendi kendime söz verdim.

Blogumu takip edin.
yoyolu kalın...

Pazartesi

SAĞOLUN

Okunma sayım 400 olmuş ve bilin bakalım ne?....
ABD den de takipçim var QoQ
O 19 kişiye içten teşekkürlerimi ve minnetimi sunuyorum QyQ

Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

CHAPPİE (yeni yazar)

İmm merhaba ^^ Ben İlayda İröw bahsetmiş benden ve birazda ifşalamış beni -,- Buna biraz gıcık oldum. Herneyse ben kendimi tanıtayım. Bundan sonra bana İlayda değilde Chappie derseniz mutlu olurum ^^ Bunu demenizin sebebi kendimi robot gibi hissetmem ama duyguları olan bir robot gibi hissetmemden geliyor.

    Bende boş  zamanlarımda diye başliyim bari. (özentilik olcak ama kusra bakma iröw higaga) Ben de nerdeyse İröw gibiyim. Kitap okumaya onun sayesinde başladım ve bazı şeyleri onun sayesinde öğrendim ; Yunan Tanrıları , DMC , astral seyahat , tütsüler , ritüeller , rock müzik hatta animeler. Ama tek uyuşmayan kısmımız PALYAÇOLAR ... Palyaçolar bana her zaman sempatik gelmiştir ki iröw ün yazdığı efsane bence süper , çocukları yemek büyüleyici ve hatta lezzetli olmalı , kan... İmm hoşuma gidiyor bana kan verseniz içerim bile o dereceyim. İnsanların acı çekmesi hoşuma gidiyor, her seferinde acı çekerken gülmekten kendimi alamıyorum. Ancak o kişi yakın bi arkadaşım veya ailem olursa iş değişiyor , eğer acıyı biri yüzünden çekiyorsa gözüm dönüyor ve o kişiyi parçalama derecesine getiriyorum (ki geçen sene iröw ne yaptığımı çok iyi biliyor xd) Neyse bu kadar psikopatlik yeter benden korkmanizi istemem. Ama daha bu psikopati altındaki duygusali gormediniz. Umarım yakında onu da gorursunuz.

Bi sevgilim de var beni benden alan, herseyimle aynı olan , adını vermek istemiyorum. 20.günümüzdeyiz herşey çok hızlı geçti ve onu  çok seviyorum onun hakkında pek bisi yazmak istemiyorum çünkü nazar diye çok korkuyorum.

İröw'ün  deyimiyle YOYOLU KALIN...

SIRIK SLENDY

Yazacak konu bulamayınca çoğu kişinin bildiği kardeşimiz Slendy den bahsetmek istedim. Bu arkadaşımıza taktığım lakap Sırık Slendy.  Çok uzun boyu var. Tam bir SURATSIZ.  Evet doğru suratı yok.  Ama bu ona bir karizma katıyor. Ama bunun yanında ergen kızlarımızın ona "Aşkım Slendyy... " "Seni çok seviyorum Slendy,  gel beni izle" dediği bir ülkede yaşadığımız için adam artık ürkütücü gelmiyor. Adamın posterini yakında odalarının duvarına asıp twerk yapacaklar diye korkuyorum :(.
Bu kardeşimiz ormanda partiler vermeye ve uzun boylu balık burcu kadınlarına bayılırbayılır (ben xd).
Boş zamanlarında insanları dikizleyerek taciz etmeye bayılır. Hayır hayır sakın sapık olduğunu düşünmeyin.  O çok yalnız ve biraz arkadaşa ihtiyacı var. Onu da oyununuza alsanız ne olur çocuklar ;(
Neyse Slendy ile bir anımı anlatıyım da neşelenin. xD
Geçenlerde yolda yürüyorum. Bizim mahalledeki Emine teyzem çıkmış cama mahalleyi izliyor. E tabi kadında dedikodu bol. Camın önünden geçerken kolumdan bi tuttu. Kolum koptu resmen teyze yavv.
Dedi "Şu uzun genci gördün mü. Şimdiki gençler de çok yüzsüz oldular." Eliyle gösterdiği yere baktım. Anam. Bu bizim çapkın Slendy değil mi dedim. Gittim yanına tabi bu nolduğunu anlayamadı. Dedim "Hayırdır sen buralara uğramazdın Selocan" Hüzünlü bir şekilde bakıp (o nasıl oluyor ben de bilmiyorum xd) Emine teyzeyi işaret etti. Ben şok. Ben wefad. Ben iptel.
Bizim koskoca Selocan gel Emine teyzeye tutul. Ama seviyom be keretayı.


Blogumu takip edin
yoyolu kalın...

ÇİZİM

çizimim...

ÜŞENME HASTALIĞI


Bakın bu çok ciddi bi durum. Üşenme hastalığı. Çoğu gençte görünen bu hastalık bazen yetişkinlerde de boy göstermektedir. Oldukça ciddidir ve erken tanı konulmazsa sonrasında ilerleyerek "Üşenmeye Üşenme Hastalığı" evresine geçer. Bu da ilerlediğinde artık daha da kötüleşir ve ölüme kadar gider.
Yaptığımız araştırmalar ve Rus Kozmonotlarının (ne alakaysa xd) marsta yaptığı su bulma çalışmalarının sonucunda Dr. Işık Hızı ile yaptığımız röportajı size aktarmak istiyoruz.

"Böyle bir şey görmedim. Vakalarımız gerçekten çok ciddi. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bazı hastaların nefes almadığı zamanlar oluyor. Bunun nedeninin sıkıcı geçen yaz tatili olduğunu düşünüyoruz. Elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz."

Evet sevgili okuyucular Dr. Işık Hızı böyle diyor.
Hastalıktan korunma yollarını şöyle sıralayabiliriz:
1) Eğlenin
2) Arkadaşlarınızla dışarı çıkıp dolaşın
3) En önemlisi irowunblogunu takip edin.




Blogumu takip edin
yoyolu kalın...


JACK POT

Hey aranızda Devil May Cry ı bilmeyen kalmamıştır umarım. Eğer varsa da artık bu yazı sayesinde öğrenicek.
Baştan belirtmek istiyorum. Bu yazıdaki resimler benim çekimlerim değil ve bulduğum resimler benim değil kısa süre içinde bana mesaj olarak gönderilen birkaç resim (Emir-kun QvQ).
öhöm. İlk önce oyunumuzun ana karakteri olan Dante ile başlamak istiyorum.

DANTE



Sparda'nın oğlu Vergil'in ikizi olan Dante ilk dört oyunda yarı iblis yarı insan olarak geçerken 5. oyunda yarı melek yarı iblis olarak geçmektedir. Her iki durumda da nefilimdir.
Babası bir nefilim olan Dante babasının yolundan giderek iblislerle savaşarak Devil May Cry adını verdiği şirketinde pizza ve çilekli dondurma yiyerek hayatını sürdürmektedir. Yanında ara sıra görünen Tresh ve Lady ile çalışmaktadır. Benim biraz Deadpool a benzettiğim Dante, ince espriler yaparak karşısındakiyle savaş sırasında dalga geçer ve karşısındaki rakip kadınsa ve güzel giyinmişse fırsattan istifade eder.
Beyaz saçlarına ve buz mavisi gözlerine hayran olduğum kişiliktir.
İtiraf etmeliyim 5. oyun (ninja theory yapımı olan) benim için tam bir fiyaskoydu.
O saman altından su yürüten, zeki, ağırbaşlı, eğlenceli Dante gitmiş, yerine yeni yetme bir ergen gelmişti.
Babası Sparda dan aldığı kılıcı Rebellion ve ikiz silahları Evony Ivory benim için efsanedir. Vücudunun bir parçası gibi kullanır. Aynı zamanda her oyunda gelen farklı silahları ve skillleri ağzımı açık bırakıyor her seferinde.

VERGİL



İlk önce insanlık görevi olarak size uyarımı yapıyim.
Sakın google a Dante ile olan fotoğraflarını aratmayın. Yüzde doksanı yaoi çıkacaktır.
Benim Favori 3. karakterim Vergil en az Dante kadar karizmatik ve havalı oyunlarında alternatif olarak seçip oynayabileceğiniz karakter. Dante nin aksine ağır silahlar taşımak yerine katanası Yamato yu kullanmayı tercih eder. Büyü yapabilir ve Yamato ile harika combolar oluşturuyor.

NERO



4. oyunda karşımıza çıkan Nero DmC oyuncularının çoğunun tartışma konusu oldu. Bu kardeşin aslında kim olduğundan bn de pek emin değilim. Bazıları Sparda nın oğlu olduğunu, kimileri Dante nin, kimileriyse Vergil in oğlu olduğunu söyledi. Bana en mantıklısı Vergil gelşyor. Şu sağ kola bakın. Vergil in iblis halindeki kolun aynısı. Ayrıca Yamato yu kullanabilmesi de bir tesadüf olamaz değil mi... (elime güvenilir bir kişiden geçen bilgiye göre Capcom Nero nun Vergil in oğlu olduğunu açıklamış)


blogumu takip edin
yoyolu kalın...